01 Mart 2009 Pazar

Ya Celaleddin Rumi Duyuyor musun..!

Senin şiirlerin, senin gönlünün büyüklüğü, beni bana yaklaştırdı, Allah razı olsun...Allah'a şükürler olsun bu lütfu için.........

Sen ki Hz. Muhammed (S.A.V) efendimizin, yolunun tozuyum derken...
Seni gönlünü yol tutanlar, put yapanlar oldu...
Unuttular hakikati, elçiyi, ELÇİYİ GÖNDERENİ...

ALLAH mekanını Cennet Eylesin..!

05 Şubat 2009 Perşembe

Gönül



Eski zamanlardan birinde, Çinli ve Rum ressamlar, “Resim sanatında dünyada en üstün biziz” diye övünüyorlardı. Onların bu iddiasını duyan adil bir hükümdar her iki milleti de huzuruna çağırıp şöyle dedi:“Sizi imtihan edeceğim, bakalım hanginizin dediği doğru.”Ve bir perdeyle ikiye böldüğü büyük bir salonun bir ta­ra­fını Çinli ressamlara, diğer tarafını Rum ressamlara verdi. Her iki milletin ressamlarına da kendi bölümlerinde çalışıp eserlerini sergi­lemele­rini emretti.
Çinliler resim yaptı, Rumlar cilaladıÇinliler de Rum diyarının ressamları da hazırlanıp çalış­maya başladılar.Çinliler, hükümdardan yüz türlü boya isteyip aldılar ve onlarla çeşitli resimler, süsler yapıp salonun kendilerine ay­rılan bölümünü rengarenk şekillerle, çeşit çeşit çiçek tasvirleriyle donattılar.Rum ressamlar ise sadece duvarları cilalayıp durdular. Sonuçta kendilerine ayrılan bölümün duvarları pırıl pırıl parlayan, gökyüzü gibi berrak bir ayna haline geldi.Her iki taraf da kazanacaklarından emin oldukları halde hükümdara işlerinin bittiğini, sergiyi gezebileceğini bildirdi­ler.Hükümdar geldi ve önce Çinli ressamların süsledikleri bölüme girdi. Yapılanlar fevkalade şeylerdi. Çinliler, bütün renk tonlarının fark edildiği harika resimler çizmiş, boyalı tablolarla her tarafı donatmışlardı.Çinli ressamların eserlerini takdir eden ve onlara hedi­yeler veren hükümdar, daha sonra Rum ressamların bölü­müne doğru ilerledi.
Bütün güzellikleri yansıtan resimTam bu sırada bir Rum ressam, salonu ikiye bölen per­deyi açtı. Perdenin kalkmasıyla Çinli ressamların yaptık­ları re­simler ve oradaki bütün ihtişam, bu bölümün cila­lanmış ay­nalar halindeki duvarlarında yansıdı. Orada olan her şey bu­rada da, üstelik daha parlak ve daha güzel bir biçimde görü­nüyordu. Ayrıca hükümdar, bütün bu güzel­likler arasında kendini de seyrediyordu.Rum ressamların çalıştıkları bölüm, hükümdarın gözle­rini kamaştırdı. Salondaki tüm güzellikle birlikte kendi güzelliğini de yansıtan bu bölümü hükümdar daha anlamlı buldu ve daha çok beğendi. Böylece Rum diyarının res­samları bu imtihanı kazandılar ve hükümdardan daha çok hediye ve takdire mazhar oldular.
Gönül ve dış dünya arasındaki perdeMevlânâ bu hikayeyi anlattıktan sonra şöyle der: “Herkes güzellik ve cazibe davasındadır; ölüm ise mi­henk taşıdır.”Beden, gönülle dış dünya arasında perdedir. Ölümle bu perde kalktığında, kim gönlünü Allah’ın isim ve sıfatlarıyla beraber, onların cilvesi olan güzellikleri yansıtacak bir ayna haline getirmişse o kazanacaktır.“Gönül arsasının ucu-bucağı yoktur, cihan orada kaybo­lur. Derya gibi olan o gönül, acaba kimin parlak göğsünde­dir?”

12 Ocak 2009 Pazartesi

" ................................."








Bilmecenin döngüsünde savrulan arayışlarla çakışıyor, gizli kalmış arzuların kirli yansımaları. Kapılarda takılıp, anahtarsız ceplerini yoklayan zavallıların gözlerinde saydamlaşıyor oyunlar. Timsahların gülümsemesine gizlenen tilkinin sureti, dünyanın her yerinde sonsuzluğu karartan bilgelik. Ben, Sen, O... Ne farkeder kim olduğu? Çoğul hikayelerin içinde dolanan ruhlarımızın oyunları teklikle bütünleşip anlamlanıyor düşler koridorlarında. Tüketiyor gözlerindeki siyah merceklerin varlığına anlam katabilen yalnızlık, tükeniyor ruhundaki aynaya bakmaktan korkan kayıplık. Aranılan ile bulunanın aynılığına kavuşan tek bir ruh varoluşunu tamamlayamamışken, ışık haline getirilen esaretlerle sevişiyoruz, karanlık sonlarımızda. Silinmez mürekkebin yazgısı alınlarına yazılan kader kurbanları, sonsuz kandırmacayla avutulurken, kimsesizliğin oltasına takılıyor balıklar.

11 Ocak 2009 Pazar

Aşkın Vav Hali


"İnsan vav şeklinde doğar, bir ara doğrulunca kendini elif sanır. İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür. Kulluğun manası vavdadır, elif uluhiyetin ve ehadiyetin simgesidir. O yüzden Lafz-ı ilahi elifle başlar. Elif kainatın anahtarıdır, vav kainattır. Rabbi vav gibi mütevazı olsun ister kulları. Manayı bilmeyenler vav diyemez vay der. Buna anlamca vaveyla denir. Yani vav olamadıkları için feryad edenlerin halidir."


Ey aşkın binbir başlı vav hali
Ey sonsuz kavram
Gaflet vaktinde Gel gönlümün üstüne
Usta bir hattatım ben
Aşkı çizerim mekânlara
Aşk sığmaz ki bu ummana
Vav olur gözlerimiz
Bürünürüz canlara
Bir seyyah gibi
Gelip göçen, göçüp giden
Bu mekândan mekân’a
Demem o ki
Tarifini yapamam ben imkâna
Bir hattatım
Zamana vav çizmekteyim
Hilalin dolunaya
Dolunayın hilale dönüştüğü zamana
Ve mahlukat
Nefes nefes aşk çekerken Mevla’ya
Üstümde aşk kokusu var
Yaşadıkça beni yontar
Ve benzetir insana
Elimde vav
Gönlümde vav
Gözümde vav
Dem dem vav kesilirim
Beni insan yapana
Ey kalbimden geçeni bilen Allah’ım
“Kulum” de kâfi bana
İster nârına garket İster nuruna
Alıntıdır...

06 Ocak 2009 Salı

................





Cahillik kötü bir şey olarak gözüksede, gösterilsede ben cahilliğe ve cahillere çok saygı duyuyorum...


Cahiller olmasa, hangi ayna sana kusurlarını gösterebilirdi ki sorgulayan biryüz ve beyin için?


Cahiller olmasa, sana hangi el uzanırdı, hngi göz üzerine çevrilebilirdi, bulunduğun durumdan kurtulman için?


Cahillik tek fener, bilgiye giden yolda...

01 Ocak 2009 Perşembe

NOELİMİZ MÜBAREK OLSUN!!!


NOELİMİZ MÜBAREK OLSUN!!!

28 Aralık 2008 Pazar

Adem ile Havva

Bazen düşünüyorum da bir bayanın saptırması, erkeğin ona uyması yüzünden mi dünya almeine sepetlendik diye... Ama aklım ve zekam bunu kabul etmiyor.. Neyi mi kabul ediyor??

Doğrusu ile yanlışı ile düşüncelerim :

Allah katından geliyorsak eğer bu dünyaya, Allah katında zaman kavramı bizim boyutumuzdaki gibi işlemiyorsa... Yaratılış her an olmakta, her yaratılmış için dünya vehim ile dolu bir yer olarak sunulmakta bize...

Unutmayalım ki Allah ayetinde : Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti.(2-30)

Bu ayet benim belkide tüm düşüncelerimi değiştiren ayettir.. Melekler akıl verircesine Allah'a bizim bozgunculuk yapacağımızdan bahsetmişler...aslında hala da bahsediyorlar, O an sürekli yaşanıyorcasına kulağıma geliyor...Konudan saptık biraz..Yani ortada bir cennet kavramı yok, yeryüzünden bu dünyadan bahsediliyor, ve burası cennet olarak nitelendiriliyor, taki Vehim duygusu verilene kadar Ademeoğluna, Vehim duygusuna gelince, işte o da şuan tüm insanlığın yaşadığı duygu, bu duygudan kendisini kurtaran zatlara ermiş, nirvana ya ulaşmış diyorlar..Peki bu duygu nedir??
Bu duygu tamamıyle sürekli deprosyon halidir, kasteddiğim deprosyon , sadece arabesk yaşam değil, aksine çok mutlu olmayı da kapsamaktadır... Çünkü varolmayan metalara karşı içimizde oluşturduğumuz putlar, onları var gösterip, hedef haline getirerek, An duygusundan ve insanlığın asıl özü olan düşünmeden bir hayli uzaklaştırıyor, bazılarımız diyor ki ben o boş dediğin metalar içinde düşünüyorum, kafa patlatıyorum... Bizimde cevabımız zaten var olmayan bir işe çaba sarf etmek, düşünmek.. düşündüğün manasına gelmez....

Allah bana dünya katında veli olan bir kulu tanışma fırsatını vermişti geçen yıllarda, bir salaş lokantadaya girmiştik k.bakkalköy civarlarında ve ortaya çok güzel yemekler söylemişti, sonrada işte dünya bu demişti, ben içimden hayda adam ne diyo lan demiştim, ardından söylediği bir kaç kelime yüzümün kızarmasına neden olmuştu, sarfettiği sözler ise :" Acelici olmamak gerek, sabır verilene sabır, işte dünya böyle güzellikler ile geliyor önümüze, hayatımızı idama ettirecekleri vucud aldıktan sonra dünyanin geri kalanını da WC de görüyoruz... Çabalayıp hırslandığımız, öz değerlerimizi bir yana bırakıp var olmayanlara koştuğumuz anlarda da belki o iş esnasında fani olmayan birkaç şey dışında hepsi lağam gibi dünyanın oyununa dökülüp gidiyor.." Çok sordum, ne için çabalamak lazım ya da ne için çabalamamak, ama hala bir çözüm bulamadım... Bazen diyorum " Allah tan Belanı mı istiyorsun diye" ...

Ama yıllardır hep aklımda , ve ön işlemler arasında "ben bu iş için yaratılmadım, peki ne yapmalıyım" sorusu, başlangıcı belli olan fakat kaç devir atacağını bilmediğim bir do while döngüsünde devam ediyor...

İşin özü, dünya da İYİ VE KÖTÜ diye bir kavramın olmadığını kabullenmekten geçer diyorlar, ama nasıl...