1 Ocak 2009 Perşembe

NOELİMİZ MÜBAREK OLSUN!!!


NOELİMİZ MÜBAREK OLSUN!!!

28 Aralık 2008 Pazar

Adem ile Havva

Bazen düşünüyorum da bir bayanın saptırması, erkeğin ona uyması yüzünden mi dünya almeine sepetlendik diye... Ama aklım ve zekam bunu kabul etmiyor.. Neyi mi kabul ediyor??

Doğrusu ile yanlışı ile düşüncelerim :

Allah katından geliyorsak eğer bu dünyaya, Allah katında zaman kavramı bizim boyutumuzdaki gibi işlemiyorsa... Yaratılış her an olmakta, her yaratılmış için dünya vehim ile dolu bir yer olarak sunulmakta bize...

Unutmayalım ki Allah ayetinde : Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti.(2-30)

Bu ayet benim belkide tüm düşüncelerimi değiştiren ayettir.. Melekler akıl verircesine Allah'a bizim bozgunculuk yapacağımızdan bahsetmişler...aslında hala da bahsediyorlar, O an sürekli yaşanıyorcasına kulağıma geliyor...Konudan saptık biraz..Yani ortada bir cennet kavramı yok, yeryüzünden bu dünyadan bahsediliyor, ve burası cennet olarak nitelendiriliyor, taki Vehim duygusu verilene kadar Ademeoğluna, Vehim duygusuna gelince, işte o da şuan tüm insanlığın yaşadığı duygu, bu duygudan kendisini kurtaran zatlara ermiş, nirvana ya ulaşmış diyorlar..Peki bu duygu nedir??
Bu duygu tamamıyle sürekli deprosyon halidir, kasteddiğim deprosyon , sadece arabesk yaşam değil, aksine çok mutlu olmayı da kapsamaktadır... Çünkü varolmayan metalara karşı içimizde oluşturduğumuz putlar, onları var gösterip, hedef haline getirerek, An duygusundan ve insanlığın asıl özü olan düşünmeden bir hayli uzaklaştırıyor, bazılarımız diyor ki ben o boş dediğin metalar içinde düşünüyorum, kafa patlatıyorum... Bizimde cevabımız zaten var olmayan bir işe çaba sarf etmek, düşünmek.. düşündüğün manasına gelmez....

Allah bana dünya katında veli olan bir kulu tanışma fırsatını vermişti geçen yıllarda, bir salaş lokantadaya girmiştik k.bakkalköy civarlarında ve ortaya çok güzel yemekler söylemişti, sonrada işte dünya bu demişti, ben içimden hayda adam ne diyo lan demiştim, ardından söylediği bir kaç kelime yüzümün kızarmasına neden olmuştu, sarfettiği sözler ise :" Acelici olmamak gerek, sabır verilene sabır, işte dünya böyle güzellikler ile geliyor önümüze, hayatımızı idama ettirecekleri vucud aldıktan sonra dünyanin geri kalanını da WC de görüyoruz... Çabalayıp hırslandığımız, öz değerlerimizi bir yana bırakıp var olmayanlara koştuğumuz anlarda da belki o iş esnasında fani olmayan birkaç şey dışında hepsi lağam gibi dünyanın oyununa dökülüp gidiyor.." Çok sordum, ne için çabalamak lazım ya da ne için çabalamamak, ama hala bir çözüm bulamadım... Bazen diyorum " Allah tan Belanı mı istiyorsun diye" ...

Ama yıllardır hep aklımda , ve ön işlemler arasında "ben bu iş için yaratılmadım, peki ne yapmalıyım" sorusu, başlangıcı belli olan fakat kaç devir atacağını bilmediğim bir do while döngüsünde devam ediyor...

İşin özü, dünya da İYİ VE KÖTÜ diye bir kavramın olmadığını kabullenmekten geçer diyorlar, ama nasıl...

26 Aralık 2008 Cuma

Cenabetlik ve Güsül






Maddî temizlik aracı olan ibadetlerimizin ikincisi gusül, yani boy abdestidir. Gusül, ibadet niyetiyle bütün vücudun baştan ayağa yıkanması demektir. İslam dîninde, cinsel ilişki veya boşalmadan sonra, kadın ve erkeğin boy abdesti alması zorunludur.

Yıkanmanın dînî bir gereklilik olması, medeniyet tarihimizde temizlik ve su kültürümüzün olağanüstü gelişmesini sağlamıştır. Evlerdeki banyo imkânlarının kısıtlı olduğu devirlerde hamamların ne kadar önem taşıdığı açıktır. Tarihimizde yerleşim bölgelerinde yapılaşma sırasında önce hamam ve câmi gibi genel hizmet binaları inşa edilirdi. Orduların seferlerinde, bir yerde konaklanacağı zaman ilk önce seyyar hamam çadırları kurulurdu.

Guslün yani tepeden tırnağa yıkanmanın beden sağlığı bakımından önemi bellidir. Bu sebeple, cünüp olanlar, âdet ve loğusalık halleri sona eren hanımlar için zorunlu olan gusül, bu durumların dışında haftada bir Cuma günleri için sünnet kılınmıştır, yani makbul ve sevaplı bir hareket sayılmıştır. Abdest üzerine abdest, gusül üzerine gusül nur üzere nur (nûrun alâ nûr)dur.

Boy abdestinin iç anlamıyla ilgili yorumlardan birisi şudur: Cinsel ilişki esnasında insan, yaradılış gereği, maddî zevklere, bedenî hazlara dalar. Bu doğal olmakla beraber, insan hayatının yegâne amacı maddî "haz" değildir. Cinsel haz, neslin devamı için bir araçtır. Orada takılıp kalan bir kişi insanın rûhî-mânevî yönünü gözardı etmiş olur. O haz sebebiyle nefsin kirlenmesi söz konusudur. Kirlenen nefs "yukarı âlem"e ilgi duymaz.

Uzun süre kendisini tamamıyla mânevî hayata veren bir kimsenin, âniden dünyevî hayata yönelmesi uyumsuzluğa yol açtığı gibi, bütünüyle bedenî ve dünyevî zevklere dalan kimsenin birden bire mânevî ve rûhânî hayata yönelmesi de aynı şekilde uyumsuzluğa yol açabilir. Bundan dolayı, bu geçişlerin tedricî olarak yapılması gerekir. Abdest ve boy abdesti, bu geçişleri düzenlemekte ve kolaylaştırmakta bir aracı olur.

Bayılan veya fenalaşan bir kimsenin su ile serinletilerek kendine gelmesi gibi, cinsel ilişki sırasında kendinden geçen, ruhun etkisinden uzaklaşan kişi de yıkanarak tekrar kendine döner, mânevî âleme yönelmeye uygun hale gelir.

Âşikârdır ki, cinsel ilişkiden veya ihtilâm olduktan sonra yapılan banyo, sadece manevî bakımdan değil, bedenen de faydalıdır. Vücuttaki gerilim ve gevşemeden sonra yıkanmak insanı dinlendirir, yorgunluğu giderir ve dinçleştirir.

Muhyiddin İbnü'l-Arabî (ö.638/1240) Fusûsu'l-Hıkem adlı kitabının son bölümünde, boy abdesti konusunda ilgi çekici bir yorum yapar. Hz. Peygamber'in " Bana dünyadan üç şey sevdirildi: Güzel koku, kadın ve gözümün nûru olan namaz." 2 anlamındaki hadîsini açıklarken şu düşüncelere yer verir: İnsan dahil her şey Hakk'ın tecellisidir. O bakımdan insanın bir kimseyi sevmesi, gerçekte aslını sevmesi demektir. Esasen en çok sevilmesi gereken Allah'tır.

Hadisteki ifadeye göre, Allah'ın sevdirmesi ile erkek kadına veya kadın erkeğe ilgi duyacaktır. Bu sevginin son noktası kavuşmadır. Maddî ve bedenî unsur söz konusu olunca kavuşmanın nihayeti cinsel yakınlaşmadır. İşte kadın erkeği, erkek kadını sevip, her ikisi de sonunda cinsî birleşmeyi istedikleri için, boşalma sırasında şehvet duygusu bütün vücutlarına yayılır; böylece âdeta erkek kadının, kadın erkeğin bedeninde ve şehvet duygusunda fâni olurlar.

Cinsel haz bütün vücûdu sardığından dolayı, gusül sırasında tepeden tırnağa yıkanmak farz olmuştur. Erkek ve kadın bu duyguyu birlikte paylaştıkları için her ikisinin de temizlenmesi gerekir. Allah kulları üzerinde gayyurdur, yani onların ne şekilde olursa olsun kendisinden başkasına yönelmesinden hoşlanmaz. Bu bir ilâhî kıskanmadır. Bu vasfından dolayıdır ki Yüce Allah, insanların kendisi dışındaki maddî şeylerden zevk duyduklarını düşünmelerini istemez. Bu sebeple erkek ve kadının cinsi duyguyla birbirlerinde fanî olmalarının etkisinden kurtulup Hakk'a bağlanmaları ve Hakk'a dönmeleri için, başkasıyla tat alma düşüncesinden doğan cünüplükten onları temizlemek istemiştir. Böylece her şeyin aslı ve gerçek varlık olan kendisini hatırlamalarına, O'na dönmelerine imkân hazırlamış olmaktadır.3

Gerek abdest gerekse boy abdesti, maddî bakımdan temizlik aracı olmakla birlikte, özü itibâriyle bunlar sembolik hareketlerdir. Asıl olan, Allah'ın huzuruna çıkmadan önce manevî temizliği sağlamak maksadıyla bir takım hareketlerde bulunmaktır. Suyun bulunmadığı veya su kullanmanın sakıncalı olduğu durumlarda, abdest veya boy abdesti yerine toprakla "teyemmüm" edilmesi bunu göstermektedir.

Hadis-i Şerifte; "Allah sizin dış görünüşünüze bakmaz, fakat kalplerinize ve işlerinize bakar." buyurur. 4 Yani önemli olan dış temizliği değil, iç temizliğidir. İç temizliğinin başta gelen vasıtalardan biri; göz yaşı dökerek, içi yanarak, tam bir pişmanlık duyarak Hakk'a dönmek, tövbe etmektir. Hz. Mevlânâ (ö.672/1273) şöyle diyor: " Bu görünen pislik bir parça suyla arınır. Fakat içte olan pislik arttıkça artar. İçteki pislikler anlaşıldı mı, göz yaşından başka bir şeyle temizlenemez."
Alıntıdır

22 Aralık 2008 Pazartesi

Kukla



Insanoğlu oldum olası, öğrenip idrak edemediği, inanıp da göremediği şeyler üzerinde o kadar fikir yürütüyor ki, yolu her bilen (ama yolda birkez dahi yürümemiş - geçmemiş şahsiyetler) , yolun çıkmazlığını, kolaylığını,engebesini, inişini, yokuşunu anlatırken... Yolda yürüyenler bunlara tebessümle bakıyor = hindi gibi..

Tadmayan bilemez miş, vasıl olan söyleyemez miş...

Hadi canım....


Kukla gibi,ama eklemlerimizden değil, beynimizin her kıvrımından tutturulmuşuz, kimileri parmağının ucunda döndürdüğünü sanarken dünyayı, dönenin kendisi olduğunu anlayamamış, kimileri merkezindeyken hayatın, kendi bir bok sanamamış,,, gelmiş geçmiş bu hayat böyle zanlarla....

Hakkımızda hayırola!!!

20 Aralık 2008 Cumartesi

KARMAŞINGEN

Yazmak istiyorum, ama o kadar boş olduğumu hissediyorum ki ne yazacağımı bilmiyorum, bazen bildiğimi sansamda karar verme mekanizmam doğru zamanlı çalışmıyor bu aralar.

Hayata bakıyorum, sürekli bir yenilenme ya da gerileme içersindeler, gerileme derken aslında bu da bir yenilik oluyor, yaşanılan şeyler her nekadar birbirine benzesede sebep ve sonuç ilişkisi içersinde milyarlarca kombinasyona bölünüyorlar.

Doğuyor, öğreniyor, öğrenirken büyüyor, büyürken olgunlaşıyor, olgunlaşırken ise çocukluğumuzda ki saflığımıza dönme duygusu ile yanıp kavrılıyoruz.Ama bir türlü dönemiyoruz.Dönenlerede herhalde veli kullar diyorlar, aradaki tek fark ise idrak...

İdraktan alıkoyuyor, içine düştüğümüz vehim duygusu... Varolmayan şeyleri varmışcasına görüyoruz..Örneğin PARA.. basit bir kağıt parçasını put edinenlerle dolmuş taşmış dünyamız, araçtan çok amaca hizmet etmiş duygularımız, PARA nın vermiş olduğu güven, bazı mahalle arası sözlerle büyümüşüz " Cebinde ne kadar paran varsa, o kadar erkeksin ASLANIM" gibi...
İşte kavgamın bir bölümü bu...PARA...

Çok bilindik bir söz vardır, ya yemek için çalışırsın, ya da yaşamak için yersin... tamam hadi ben yaşamak için yiyorum diyelim, eee YAŞAM ne? Evin,işin,eşin,aşın olması mı? Bu kadar basit mi? Herkesin ağlaması, götünü yırtması, değer yargılarını bir köşeye bırakması( bu değer yargısı da ayrı bir olay, kime göre değer yargısı)...Kendimle çelişiyorum yazılarımda ve hayatta, aslında sorun burada.. düşündüklerimiz ve yaptığımız eylemler..hiç birbirine uymuyor, uyduranlar ise ya çok zengin, ya çok iyi, ya çok kötü, ya çok fakir...Ben ÇOOOOK istemiyorsam peki..!

Karışık bir yazı oldu... Affola!!!

14 Aralık 2008 Pazar

Nefes


Nefes vücudunu buldumu, güzelim ezgilere döner, ama özünde o bir nefestir...O nun sadeliğindeki ritmi, fısıldadığı notaları duymak herhalde benim gibi herkesin de harcı değil diye düşünüyorum..

Peki duysaydık, acaba müziğe olan ihtiyacamızı, konuşarak anlaşmayı(bir yanlışlık vardır ortada ve anlamazlar, yırtarsın kendini o an doğru cümleler için), bakışlarımızdaki ön yargıyı bir kenara atarmıydık...Duysaydık nefesin öz'den dediklerini...


Tüm insanlık nefes alıyor, ve birçoğumuz aldığımız nefesin farkında bile değiliz, kendini tekrarlar bir düzende gidiyor..acaba duysaydık her an nefesimizi, An'ı yaşayabilir miydik? Geçmişin pişmanlık ya da böbürlenmesinden, geleceğin kibirli ya da kuşkucu olmasının önüne geçebilir miydik?


Duysaydık birbirimizin derinliklerini, birilerine ya da birşeylere sorumluluklarımızı,hatalarımız yüklermiydik...
Keşkelerden ve çünkülerden kurtulabilirmiydik nefesimizin dilini bilseydik..!

OFFFF BE ÇEKİLİR GİBİ DEĞİL YAHU!!!